~~ Linkler ~ Yeni Yüksektepe Nedir? ~ Şubelerimiz ~ Bize Ulaşın ~ Künye ~ Aktif Felsefe Anasayfa ~~
 
23 | 04 | 2014
Feniks E-Dergi Yeni Yüksektepe
73. Sayı
Administrator tarafından yazıldı   

 73. Sayımız yayınlandı. İyi okumalar dileriz.

 
NEYİN SEMBOLİK ANLAMI
Dr. Murat Derin tarafından yazıldı   

Doğu müziğinde kullanılan nefesli bir saz olan neyin, doğu felsefesindeki sembolik anlamı bir müzik aleti olmanın ötesindedir. Konuya girmeden önce felsefenin doğu-batı ayrımı üzerindeki görüşleri özetleyelim. Bu, felsefenin sistematik bir disiplin olduğu zamandan sonra yapılmış bir ayrımdır. Hiç şüphesiz antik çağ filozofları, ister Hint, ister Mezopotamya, ister Mısır, isterse Yunan kökenli olsun kendilerini doğulu ve batılı olarak görmüyorlardı. Endülüs’te yaşamış bir filozof Aristo’yu kendisinden farklı olarak “batılı” görmemek bir yana, Aristo’yu Hıristiyan Avrupa’dan daha çok kendine yakın görmekteydi. Gerçek de budur. İtalyanlar ne kadar Romalıysa, antik çağ felsefesi de o kadar doğulu ya da batılıdır. Bu bakış açısını felsefeyi doğuran insan düşüncesi ve insan düşüncesinin ürünü olan bilim ve sanat için de genelleyebiliriz. Bu genelleme müzik ve müzik aletleri için de yapılabilir.

Devamını oku...
 
FICINO Akademi
Administrator tarafından yazıldı   
RÖNESANS’TA DOĞAN GÜNEŞ FLORANSA PLATON AKADEMİ MARSILIO FICINO
  
Denize bir taş attığınızda, çevresinde sıra sıra halkalar oluşturarak bir etki yaratır. Platon’un mirası olan düşünce ve eserleri de halka halka yayılarak bugüne kadar ulaşır. Antik Çağ sonrasında Ortaçağ’ın karanlığı Avrupa’da halkaların yayılmasında bir duraklama dönemi yaşatır. Bu karanlık Platon öğretilerinin de üzerini kaplar. Plotinus, Proclus ve Iamblicus tarafından temsil edilen Yeni Platoncu Felsefe, Hıristiyanlığın başlangıcında bir antik felsefe yenilenmesi olarak gelişir. Bu rolünü Rönesans döneminde de sürdürerek o dönemde de felsefenin yenilenmesinin kökenini oluşturur. Rönesans’ta kurulan Platon Akademinin kuruluşu da halkaların yayılarak o ana ulaşması ve Marsilio Ficino tarafından Platon’a ait eserlerin değerlendirilmesinin bir sonucudur. 12. yüzyılda, Batı Roma İmparatorluğu’nun yıkılması sonrasında kaybolan Yunan el yazmaları Arap bilginler tarafından yeniden ele alınması öğretileri ışıkla buluşturur. Klasik kültürün Doğu’da Arap-İslam felsefesi tarafından ele alınıp Batı’da yeniden keşfedilmesini kolaylaştıran bir diğer unsur da Bizans’dır. Henüz Batı’da hiç tanınmayan Yunanlı yazarları tanıyan Bizanslı bilginler, antik metinleri yeniden düzenleyip yorumlamıştır.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Devamını oku...
 
BİLİNÇ ve BİLİNÇ DIŞI MANDALAR
Dr. Vedia ORHAN tarafından yazıldı   

Bilinç ve Bilinçdışı: Mandalalar

 

                Mandala eski bir Hint dili olan Sanskritçe kökenli bir kelimedir. Daire veya sihirli çember anlamına gelir. Basit bir şekilden çok daha derin bir anlamı vardır. Bilinç[1] ve Bilinçdışını[2] çevreleyen bir çemberdir. Tarihsel bakımdan ise Mandala, tanrının doğasını felsefi açıdan açıklama amacıyla ve dinsel törenlerde bir tefekkür aracı (yantra) olarak kullanılmış bir semboldür. Bu büyülü dairenin çevrelediği alan içinde sayısız çeşitlilikte motifler bulunur.

Devamını oku...
 
Röportaj: İsmet Danyeli
Administrator tarafından yazıldı   

Bu sayıdaki röportajımızın konuğu: İsmet Danyeli. 1970 , Malatya doğumlu. Kendisi Çukurova Üniversitesi, Ziraat Fakültesi mezunu. Bugüne kadar birçok fotoğraf sergisinde yer aldı. Ulusal ve Uluslar arası yarışmalarda altmışa yakın ödülü bulunmakta. Günlük hayatındaysa fotoğraf sürekli gündeminde. Özellikle mekan ve yaşam fotoğrafları çekmeyi sürdürüyor. Bir de yeni nesil fotoğrafçılar için kurslar düzenliyor.    

 

Devamını oku...
 
PYTHAGORAS
Güner ÖRÜCÜ tarafından yazıldı   

pythagoras

 

 

Eski Yunan Felsefesinde iki okul gözükür. Eflatun’un Akademia’sı ve Aristoteles’in Lycee’si fakat daha eski bir okul daha vardır. Bu Pythagoras’ın Okuludur ve diğer iki okulu birçok yönden etkilemiştir. Günümüze kadar Pythagoras’ın Felsefesinin izlerini çokça görürüz.

Pythagoras’ın Felsefesini tarihte çeşitli filozoflardan öğreniyoruz; Diogenes Laestius, Porphyry, Laamblichus, Ovid, Diodorus Siculus, Aulus Gellius ve Justinus.

Yaşamı hakkında çoğu bilgiyi Thomas Cooper’dan öğreniyoruz’’Pythagoras, mükemmel bir kişi. Samos’da doğuyor, Babil ve Mısır’a ziyaretler yapıyor, buralarda mistik bilimleri öğrenip İtalyaya dönüyor. Filozof kelimesini ilk o kullanıyor. Kendisini bilge adam diye çağıranlara kendisini bilgeliğe aşık (philosophia) anlamına gelen filozof kelimesi ile çağırmalarını istiyor, çünkü Pythagoras’a göre kendisini en iyi, bilgeliğe aşık anlamına gelen Filozof kelimesi anlatmaktadır. Aritmetik, müzik, geometri üzerine yaşam ile ilgili altın değerindeki bilgileri, tavsiyeleri insanlara öğretmeye başlıyor. Felsefesinin ……. Yönü ile evreni açıklıyor. Pythagoras hakkındaki daha önceki kaynaklar babasının Mnesarchus ve Pythagoras’a ilk ilham veren kişinin mistik bir kozmolojist olan Sryoslu Pnerecydes olduğunu söylüyorlar. 

Devamını oku...
 
NEFRETE KARŞI BİR AŞK ÖYKÜSÜ: ROMEO VE JULIET
Elif Kınay tarafından yazıldı   

 romeo and juliet benjamin west 1778

  Bu eseri okuduğumuzda, belki şu ana kadar sadece “acıklı bir aşk hikayesi” ya da “romantik bir öykü” olarak bildiğimiz Romeo ve Juliet’in hikayesini, Shakespeare’in, edebi ve etik bir çerçeve içerisinde klasikleştirmiş olduğunu görmekteyiz. Şimdi beraberce, eserdeki edebi öğeleri görmeye çalışarak ve bu eseri klasikleştiren etik öğeleri fark ederek konuyu anlamaya çalışalım.

 

Devamını oku...
 
ACI
Delia Steinberg Guzman tarafından yazıldı   

 

             Genel olarak, acının cehaletin sonucu olduğu belirtilir. Böylece acıya acı ekleriz, yani kendisi zaten acı verici olaylara, o olaylara neden olan sebepleri bilmemeyi de ekleriz: bizi endişelendiren şeyin derin kaynağını keşfetmek için şeylerin köklerine kadar inme becerisine sahip değiliz. Sadece, acının yüzeyinde yani en çok hissedildiği ve tuzaktan kurtulmanın en güç olduğu yerde kalıyoruz. Başımıza gelenin nedenini görmemezlikten geliyor, olumlu eylem için iki kat yetersizliği üst üste getirip, kendimize aldırış etmiyoruz.

 

Devamını oku...
 
AKHİLLEUS (AŞİL)
Bayram Demir tarafından yazıldı   

 akhilleus ile kheiron pompeo batoninin yapt

 Yunan mitoslarında en çok ismi geçen kahramanlardan biri Akhilleus’tur. Akhilleus, Homeros’un M.Ö. 720’lerde yazmış olduğu on altı bin dizelik İlyada eserinin kahramanlarındandır. Destan bu kahramanın bir eylemiyle başlayıp bir eylemiyle bitse de, İlyada’da anlatılanlar Akhilleus efsanesinin çok az bir bölümünü içerir. Şimdi dilerseniz,

 

Devamını oku...
 
FOTOĞRAFIN DUAYENİ, DEVLET SANATÇISI OZAN SAĞDIÇ İLE BİR SOHBET
Ezgi Uzgel Özkan tarafından yazıldı   

 Ozan Sağdıç

Türkiye’de her üç kişiden biri şairdir. En azından 18 yaş şairlerinin oldukça fazla olduğunu söyleyebilirim. Bizim şiirlerimizde ölçülü uyaklı bir yapı var ama 50’lerden bu yana pek bu şekilde şiirler yazılmıyor. Sosyal hayatta bir dağınıklılık var ayrıca günlük yaşantımızda şiire pek yer verilmiyor. Aslında şiirle iç içe yaşıyoruz ama şiir boş adam işi gibi algılanıyor. Ben şair değilim, şiir yazmıyorum, ben kendimi ‘şiir kaportacısı’ olarak görüyorum. Şiir çevirileri yaparak onları herkesle paylaşıyorum.

Devamını oku...
 
CARL GUSTAV JUNG
Nurdan Özgür, Şükriye Köçer tarafından yazıldı   
 

 

 19. yüzyılın ortalarına kadar ruhun varlığına inanılırken, bu zamandan sonra yadsınmasıyla ruhu yok sayan bir ruhbilim doğar. Çünkü maddeci anlayış elle tutulan görülebilen somut durumları kabul etmektedir. Modern bilinç, bilincin yatay yayılmasına neden olur ve gelişimini yavaşlatarak büyük buluşların kapısını açar. Böylelikle tin maddeden bağımsızlaşır. Bilinçten önce bilinçsiz süreçlerin yer alışı çocuklukta olduğu gibi insanlığın evriminde de gözlenir. 19. yy sonrası maddecilikle topluluk bilincinin yerini kişinin bilinci alır. 

Devamını oku...
 
EVRENİN GÖRSEL MÜZİĞİ: EBRU
Özgürel Başaran tarafından yazıldı   
Ebru

 

Ebru geleneksel kitap sanatlarındandır. Kitap sanatları, el yazması kitap üretiminde yeri olan, ciltçilik, hat, tezhip, minyatür ve ebru sanatlarının genel başlığıdır. Ebru sözcüğüne köken olarak bulut anlamına gelen ve Farsça bir kelime olan "ebr" sözcüğü gösterilmektedir. Ebru sanatının ne zaman ve hangi ülkede ortaya çıktığı bilinmemekle beraber bu sanatın Asya ülkelerine özgü bir süsleme sanatı olduğu düşünülmektedir. Bazı İran kaynaklarında Hindistan'da ortaya çıktığı yazılıdır. Bazı kaynaklara göre de Türkistan'daki Buhara kentinde doğmuş ve İran yoluyla Osmanlılara geçmiştir.

Devamını oku...
 
YENİ ÇAĞ ESKİ BİLİM
Administrator tarafından yazıldı   

http://dergi.yeniyuksektepe.org.tr/images/67/giris_makale/new-technologies-media-making-sense_id401499_size350.jpg

 

 

Bütün etkinlikler düzenlenmiş haldedir; bilgisayar yaşamın her yönüne hâkim oluyor; makineler gün be gün insan elinin yerini alıyor; İletişim, zamanı ve uzaklığı azaltmakta. Sonunda, o kadar hayal edilen cennete ulaşmak üzereyiz: boş saatlerle dolu günler ve boş günlerle dolu haftalar...

Ancak günümüzün çok sayıdaki paradokslarına dikkati çekecek kadar önemli biri daha ekleniyor. Tekniğin dünyasında maddesel yaşam her yönüyle kolaylaştırılmaya çalışıldı, ama psikolojik, zihinsel ve tinsel yaşamların yararına hiçbir şey yapılmadı. Bu öznel dünyalar mağara adamlarının çağındaki kadar düzensiz olmaya devam ediyor.

 

Devamını oku...
 
SAYGI ÜZERİNE BİR DENEME
Cem Kılıçoğlu tarafından yazıldı   

http://dergi.yeniyuksektepe.org.tr/images/67/makale_2/handshake-recruiting-sepia.jpg

 

   Saygı çeşitli şekillerde ifade ettiğimiz ya da diğerlerinden beklediğimiz bir insan tavrıdır. Tarif edilmesi ve kalıplara sığdırılması zordur. Bazen de hiç bir şeye mesnetlemeden ardına düştüğümüz bir "doğru"dur. Nasıl olması gerektiği, belli bir şeklinin olup olmadığı, evrensel olup olmadığı üzerinde tartışılmaya değer bir konudur.

 

Devamını oku...
 
ŞARLO’NUN KILICI
Gülşah Eskiköy tarafından yazıldı   

 http://dergi.yeniyuksektepe.org.tr/images/67/film/bfi-00n-ey3.jpg

 

16 Nisan 1889 ‘da Londra’da varyete oyuncusu bir ailenin çocuğu olarak doğan Charles Spencer Chaplin, alkolik babasının erken ölümü, annesinin sık sık hastaneye düşmesi nedeniyle daha küçük yaşlarda yetimhaneyi, sokakları, sefaleti tanımıştır.

 

Devamını oku...
 
2012 GERÇEKTEN HAYATIN SONU MU?
Patricia Muñoz tarafından yazıldı   

 

Orta ve güney Amerikan dünyası, Avrupa ve doğu zihniyeti için karmaşık bir dünya ama belli bir derinlikle incelendiğinde, anlaşılabilir bir mantığa sahiptir. Mayaların durumunda ise bu uygarlığın anlaşılması için temel anahtarların belirsiz olduklarını hatırlamakta fayda vardır. Çünkü ancak 80’li yıllardan sonra, Maya yazısının çözülmesinde ilerleme kaydedilince araştırmalarda bir ivme kaydedildi.


 
Devamını oku...
 
MARCUS TULLIUS CICERO Roma'nın Homeros'u
Kemal KARADAYI tarafından yazıldı   

Marcus Tullius, en akıcı konuşanı,
Romulus'un torunları içinde, kaç kişi varsa, kaç kişi olmuşsa,
Gelecekte kaç kişi olacaksa:
Derin teşekkürlerini sunuyor sana Catullus
Bütün şairlerin en kötüsü,
Öyle kötüsü ki,
Bütün insanların savunucusu olduğun kadar senin.
[i]

 

 

Devamını oku...
 
İBN SİNA, Okulu ve Meşşai Gelenekteki Yeri
Ergin Yılmaz tarafından yazıldı   
İbn Sînâ’nın Hayatı:
 
İbn Sînâ’nın hayatı hakkındaki bilgilerimiz, kısmen onun kendi yazdığı, kısmen de yakın dostu ve öğrencisi Ebu Ubeyd el-Cüzcani'nin üstat hakkındaki yazılarından oluşuyor. Bir vergi memurunun oğlu olan İbn Sînâ, hicri 370 yılında (M. S. 980) Buhara yakınlarındaki Afşana'da doğdu. Bir süre sonra ailesiyle Buhara’ya taşındılar. Kur’an ve edebiyat dersleri aldı, daha 10 yaşına varmadan Kur’an’ı ve Arap edebiyatını büyük ölçüde öğrenmiş, özümsemişti, bu yüzden ona harika çocuk diyorlardı. Babası, İsmailîler tarikatına mensuptu. Felsefe, geometri, Hint aritmetiği konularında konuşuyor, tartışıyorlardı. İbn Sînâ, savundukları fikirleri anlıyor, fakat katılmak istemiyordu. İbn Sînâ, içtihat ilmi konularında dersler almış, argüman gösterme yöntemleri ile insanın rakibini nasıl çürütmesi gerektiğini öğrenmişti. Daha sonra kendisine “filozofları şahı” ünvanı yakıştırılan zamanının ünlü filozofu Ebu Abdullah el-Natili’den dersler almış; İbn Sînâ’nın üstün anlama ve kavrama yeteneği karşısında şaşkınlığa uğrayan Natili, babasına, onun başka mesleklerle değil, sırf ilimle uğraşmasının doğru olacağını söylemişti. Bir süre sonra Natili ile yolları ayrılan İbn Sînâ, mantık, fizik, metafizik kitaplarındaki metinlerle tefsirleri incelemeye devam etti. Ve gitgide ilmin kapıları önünde açılmaya başladı. Daha sonra teorik tıp konusunda yazılmış kitapları okumaya başlamış, Horasan'da ders veren İsa İbni Yahya adında Hıristiyan bir hekimden dersler almıştı. Tıp, kendisi için hiç de zor bir ilim değildi, kısa süre içinde bu alanda öylesine uzmanlaştı ki, en hatırı sayılır hekimler bile ondan ders almaya başladılar. Hasta ziyaretleri de yapıyordu ve böylece deneyimden türetilmiş tedavi usûlleri hakkında da derin bir bilgiye ulaştı. İbn Sînâ, 16 yaşında mantık ve felsefe dahil bir çok alanda derinleşmiş bir bilgi birikimine sahip olmuştu. Geceleri çok az uyuyor, gündüzleri de başka bir şeyle meşgul olmuyor, kendisini okumaya ve yazmaya veriyordu. Anlayamadığı, kavrayamadığı bir konu söz konusu olduğunda camiye gidip dua ediyor, problem kafasında berraklaşıncaya kadar kainatın yaratıcısına niyaz ediyordu.
 
Devamını oku...
 
İSMİ UNUTULMUŞ OLAN GİZEMLİ TANRIÇA HEKATE
Duygu ALKAN tarafından yazıldı   

Mitolojideki tanrılar ve tanrıçalar arasında ismini sık duyduklarımız, daha ‘tanıdık’ olanlar, bir de ismini hiç duymadığımız, artık unutulmuş olanlar var. Hekate, unutulmuş tanrıçalardan bir tanesi. Onun hakkında ilginç olan şey ise, antik dönemlerde Anadolu topraklarında büyük öneme sahip olmasına, Roma İmparatorluğu sınırları içinde kalan bütün topraklarda ona tapınılmasına rağmen bugün adının neredeyse hiç geçmemesi.  Eskişehir Arkeoloji Müzesi’nde pek çok heykelciği olan, Frigler ve Karyalılar için ayrı bir öneme sahip Hekate neyi simgeliyordu, neden unutuldu?

Bu gizemli tanrıçayı tanıyabilmek için önce mitolojideki kökenine bakalım. Hesiod, Teogoni isimli eserinde Hekate’nin Asteria ve Perses isimli titanların kızı olduğundan bahseder. Asteria kelime anlamı olarak ‘yıldızlı olan’ , Perses ise ‘yok edici’ demektir. Teogoni’de Hesiod, Hekate’ye büyük yer verir ve ona övgüler yağdırır:

 "Phoibe Koios’la gerdeğe girdi

Leto ve adı güzel Asteria’yı getirdi dünyaya

Perses sarayına götürdü bir gün

Ve sevgili eşi oldu onun

Ve Asteria Hekate ’yi doğurdu.

Ölümsüzlerin saygısı büyüktür Ona,

Bütün yeryüzünde kurban kesen her ölümlü

Hekate’nin adını anar yakarışlarında.

Kimin dileğini iyi karşılarsa o tanrıça

Onun elde edemeyeceği bir şey yoktur.

Ona bütün mutlulukları vermek elindedir

Ünlü Gaia ve Uranos’un çocukları

Kendi paylarından pay vermişlerdir ona

Kim hoşuna giderse Hekate’nin

Yardım görür ondan.

Meydanlarda kalabalıklar içinde

Kimi isterse onu parlatır Hekate "1

 

Devamını oku...
 
ESKİLERİN PSİKOLOJİK BİLGİSİ
Jorge Angel LIVRAGA tarafından yazıldı   

 psykhe

 

Psikoloji veya psişenin incelenmesi nispeten yeni bir disiplindir veya batı uygarlığı son yüz elli yılda psikolojiyle sistematik bir şekilde meşgul olmaya başlamıştır. Daha önce, bugün psikolojik kısma dâhil ettiğimiz tüm fenomenler doğrudan ruha ve dinsel konulara atfedilirdi veya XII. yüzyılın sonlarında aydınlanmacı materyalizmin gelişiyle birlikte psikoloji, basitçe maddeden doğan fenomenler olarak görülüyordu, öyle ki psikolojik olanın bir bağımsızlığı yoktu.

Devamını oku...
 
HAKİKAT AŞIĞI HYPATIA
Meral Şen tarafından yazıldı   

 Hypatia

 

 Hypatia, M.S. IV. ve V. yy’larda yaşamış olan Yeni Platoncu bir kadın filozoftur. 350 yılında İskenderiye’de doğmuştur. İlk eğitimini İskenderiye Felsefe Okulu yöneticisi olan babası Theon’dan almıştır. Matematik ve Geometri çalışmalarıyla öne çıkan Hypatia’nın yaşamı ve ölümü ile ilgili olarak günümüze ulaşan bilgiler bazı yerlerde efsaneleşmiş veya romantik bir kılıfa büründürülerek aktarılmış, bazı yerlerde de kaynakların yok edilmesi, deforme edilmesi ve “tarih yazıcılığı” gibi etkilerle yanlı ve gerçeklikten uzak bir karakterde aktarılmıştır.

Devamını oku...
 
GÜZELLİK VE SANAT
N. Sri Ram tarafından yazıldı   

 Venüs'ün Doğuşu (ayrıntı), Botticelli

 Güzelliğin tanımı yapılamaz çünkü güzellik hayattaki kutsallığın bir ifadesidir. Çirkinlik, bir şekle sahip olan hayatın, onun işleyişi için yaratılmış olan şekildeki bir bozulma ile engellenmesidir. Hayat, daima eldeki öğeleri bir uyum içinde bütünleştirmeye çabalar. Bu bütünleştirme tamam olduğunda güzellik ortaya çıkar. 

Devamını oku...
 
FARABİ VE PLATON FELSEFESİ
Gülsen Çelik tarafından yazıldı   

farabi

  Farabi’nin Türkistan’da önceleri kadılık yaptığı daha sonra tamamen felsefeye yönlendiği belirtilir. Arapça, Farsça, Süryanice ve Yunancayı anadili kadar bilmekteydi. Efsane, onu dünyadaki tüm dilleri konuşabilme yeteneğiyle şereflendirir. Tıp alanında çalışmaları bulunan Farabi, çeşitli ilaçları içeren bir eser de yazmıştır. Yazdığı kitaplar yüzden fazladır. Platon, Aristoteles, Plotinus ve Zenon’u yorumlamış, bunların görüşlerine kendisininkileri katmıştır.

Devamını oku...
 
BİTKİLERLE TEDAVİ
Dr. Göknur Gözen tarafından yazıldı   

  bitkilerle tedavi

 

Şifalı bitkilerle tedavi anlamına gelen Fitoterapi, günümüzde farmakolojinin bir dalı olmasının yanı sıra ilk çağlardan beri uygulanmakta olan bir tedavi yöntemidir. Bitkilerin içerdiği kimyasal maddeler belirli doz ve şekillerde hastalıkları önlemek ve tedavi etmek için kullanır.

Devamını oku...
 
SIKINTI
Delia Steinberg Guzman tarafından yazıldı   

 

 

 

 Tatil bittiğinde ve alışılmış işlere yeniden başlamak düşüncesi aklımıza geldiğinde giderken toprağa gömdüğümüzü sandığımız sorunlar yeniden bilincin ışığına çıkar. Bu sorunlardan biri, insanların diline gittikçe daha da fazla dolanan bir kelimeyle özetlenebilir: sıkıntı. İş sıkıntıdır, okul sıkıntıdır, üstlendiğimiz zorunluluklar, yerine getirmemiz gereken yüzlerce sorumluluk ve çözmesini bilemediğimiz sorunlar, hepsi sıkıntıdır... Sanki tatil günlerimiz hiçbir işe yaramıyor da, bizi bekleyen şeyin düşüncesi karşısında bile az ya da çok sayıdaki tatil günlerimizin dinlencesi yok oluveriyor.

Devamını oku...
 
ASKLEPİON
Dr. Harika Tercan tarafından yazıldı   
Asklepion Bergama

 

 

Dünya tıp tarihinde, bilimsel diye adlandırılan 200 yıllık dönem öncesinde, Ege de gördüğümüz tıp Tanrısı ASKLEPİOS adına açılmış pek çok sağlık kuruluşu vardır. Normalde bir hastanede olmasını beklediğimiz bölümler dışında tiyatro, kütüphane, spor alanları gibi bölümler olan Asklepion’da yapılan tedavilerde beklenen ve bilinenin dışındaydı. Asklepios Yunan mitolojisinde hekimlik sanatının ustası olan tanrı olarak geçer.

Devamını oku...
 
YAŞAMAYA DEĞER
Gülşah Eskiköy tarafından yazıldı   

Yaşamaya Değer

 

 

Filmin yönetmeni 1981 doğumlu Mona Achache “Yaşamaya Değer” le ilk uzun metrajlı film deneyimini gerçekleştirmiş. Achache, ticari filmlerden ayrılan, amatör ve araştırmacı bir ruhu içinde barındıran filmin aynı zamanda senaryosunu da yazmış. Daha önce kısa film çalışmaları yapan Achache, bu filmde sorgulayan ve sorgulatan bir içerikle yola çıkarken filmin görselinde de bu farklılığı yansıtmış.

Devamını oku...
 
MARCUS TULLİUS CİCERO; HAYATI, ANILARI, DÜŞÜNCELERİ VE ESERLERİ
Yılmaz Gürbüz tarafından yazıldı   


 

Cicero dönemi, Latin edebiyatının M.Ö. 70’ten M.Ö. 43’e kadar süren ilk parlak dönemidir. Dönemin siyasal ve edebi ortamına ünlü devlet adamı, hatip, şair, eleştirmen ve filozof olarak Marcus Tullius Cicero damgasını vurmuştur. Soyut ve karmaşık düşüncelere açık bir anlatım kazandıran Cicero, Latincenin edebi bir dil olmasını sağladı. 19. yüzyıla değin gerek Latince, gerek başka dillerde kaleme alınan düz yazı ürünler ya onun üslubuna bir dönüş ya da ona bir tepki niteliğindeydi.

Devamını oku...
 
HYPATİA
Vecdi Altındal tarafından yazıldı   

 http://dergi.yeniyuksektepe.org.tr/images/67/makale_3/nbi_hypa.jpg

 

 

 Hypatia oldukça zor ve kargaşa dolu bir dönemde yaşamıştır. İlk bilgilerini babasından almıştır. Babası eserlerinde de belirttiği üzere kendisiyle her zaman gurur duymuştur. Eğitiminin devamı için Atina’ya gittiğini biliyoruz. Kendisi burada çok iyi karşılanmıştır. Üniversite defne tacıyla onu ödüllendirmiştir. Daha sonra döndüğünde okulun yönetiminin başına geçtiğini biliyoruz.

Devamını oku...
 
GÜVENSİZLİK
Delia Steinberg Guzman, Filozof tarafından yazıldı   

 

 

 

İnsanların artık daha zayıf olan sağlığını bozan birçok sorunun yanı sıra sutil olsalar da salt fiziksel olanlardan daha az zarar vermeyen psikolojik hastalıklar vardır.Güvensizlik, toplumlarda artmakta olan, yayılan bir aşındırıcıdır. Politika ile şekillendirilen büyük insan gruplarındaki karmaşık biçiminden, aile birliğine ve basit insan ilişkilerine kadar tüm birlikte yaşam biçimlerini yok eder. Güvensizliği ne salt kötülükle, ne kötü ve kasıtlı niyetlerle karşılaştırabiliriz. Aksine, bu tavır diğerlerinde kötü niyet olduğunu varsaymaktır. Ne yazık ki çoğu durumda şüphe doğrulanmaktadır.

Devamını oku...
 
SENECA VE “AHLAKİ MEKTUPLAR”
Nilüfer İlgürel tarafından yazıldı   

 

Seneca’nın amacı sanat yapmaktan çok ölüm ve hayat arasında insanın fikrini, akla yoğunlaştırıp mutluluğunu sağlamasına yardımcı olmaktır. Seneca felsefe için şunları söyler: “Yaşam deneyimi yaşla gelir, felsefe ise gençken olgunlaştırır insanı. Çünkü felsefe insanın gerçeğini araştırır, doğaya uygun yaşam yolunu gösterir insanlara, böylece insanlar korkularından kurtulur, her türlü acıyı yener, sonunda bilgisizlerin elde etmek istedikleri değişken, kaçıcı bir mutluluğa değil, felsefenin sağladığı sürekli, güvenli bir mutluluğa erişirler. Felsefe insan ruhunu bir biçime sokar, işler onu, yapılması, yapılmaması gereken işleri gösterir....”

Devamını oku...
 
« BaşlatÖnceki12SonrakiSon »

Sayfa 1 > 2
Yayınlarımız
hitit.gif
Eski Sayılar
Dergi_Sayi_55.gif
Özlü Sözler

Kişinin arkadaşlarına güven duymaması onlar tarafından aldatılmasından daha utanç vericidir.

François de la Rochefoucauld